Piyasa verileri yükleniyor…
NoorSadaNoorSada
Foto: Daniel Torok / Wikimedia Commons (Public domain)
EditöryelAnaliz

Trump Pekin'deyken Tahran Çizgilerini Çiziyor: Bir Zirve, İki Savaş

Dokuz yıl aradan sonra ilk ABD başkanlık ziyareti Çin'e, İran'ın sertleşen tutumuyla çarpışıyor — ve dünyanın en kritik su yolu kritik bir denge noktasında asılı kalıyor.

Hız:

ℹ️ Tarayıcı tabanlı sesli okuma · yapay zeka stüdyo sesi yakında

SA
Sherif Al-Mahdi
· 3 dk okuma

Donald Trump bugün Pekin'e indi ve Xi Jinping ile bir zirve için buluştu; bu, dokuz yıl aradan sonra görevdeki bir Amerikan başkanının Çin'e yaptığı ilk devlet ziyareti. Gündem kalabalık: İran, Tayvan, ticaret, teknoloji, tarifeler. Fakat bu toplantıya en keskin kenarını veren dosya İran meselesidir.

Air Force One Çin'in başkentine inerken, Tahran ters yönde hareket ediyordu. İran, Washington ile müzakere pozisyonunu sertleştirdi ve herhangi bir somut nükleer görüşme başlamadan önce güven için asgari garantiler olarak nitelendirdiği beş koşul ortaya koydu. Bu bir müzakere duruşu değildir — bu bir duvardır.

Aynı zamanda, İran Dışişleri Bakanı Araghchi, Hürmüz Boğazı üzerinden güvenli geçiş düzenlemelerini görüşmek için Azerbaycanlı mevkidaşını telefonla aradı. Tahran'ın Hürmüz geçiş güvenliğini ikili bir görüşmede — rutin olsa bile — gündeme getirmesi bir mesaj niteliği taşır. İran o kritik boğaz etrafında beklentileri yönetmeye başladığında, petrol piyasaları bunu fark eder; diğerlerinin de fark etmesi gerekir.

Coğrafya burada acımasızdır. Dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık beşte biri Hürmüz'den geçer. Herhangi bir aksama — hatta inandırıcı bir tehdit bile — fiyatları değiştirir, tedarik zincirlerini zorlar ve Riyad'dan Rotterdam'a kadar her hükümetin diplomatik hesaplarını karmaşık bir hale getirir.

Moskova tüm bunları açıkça ilgiyle izliyor. Dışişleri Bakanı Lavrov bu hafta, İran'ı tecrit etmeye odaklanmanın Arap devletlerini Filistin davasından vazgeçirmeye yönelik daha kapsamlı bir planın parçası olduğunu savundu. Bu çerçeveyi kabul etsin ya da etmesin, Lavrov'un müdahalesi, bu bölgedeki hiçbir krizin yalıtılmış biçimde var olmadığını hatırlatmaktadır. Gazze ateşkes müzakereleri, İran nükleer dosyası ve Pekin zirvesi üç ayrı hikâye değildir — bunlar tek bir hikâyenin üç farklı perdeden anlatımıdır.

Gazze'de, ABD arabuluculuğundaki ateşkesi denetleyen diplomat Mladenov, bugüne kadarki en gerçekçi formülasyonu ortaya koydu: Hamas silahsızlandırılmalı, ancak siyasi bir hareket olarak ortadan kalkmak zorunda değildir. Bu ayrım son derece önemlidir. Zira bir şans taşıyan anlaşma ile daha baştan mahkûm olan anlaşma arasındaki fark tam da buradadır.

Pekin'e dönüldüğünde, Trump İran'daki savaşın ağırlığını, Gazze'deki çıkmaza girmiş barış sürecini ve kendi Federal Reserve Başkan adayını — Senato tarafından yeni onaylanan Kevin Warsh — yakında yönetmek zorunda kalacağı iç ekonomiyi sırtlanarak geliyor. Xi, İran'ın petrol alımları üzerinde ciddi bir kaldıraç tutmaktadır. Çin, yaptırımlar döneminin tamamında Tahran'ın en belirleyici ekonomik can damarı olmuştur. Xi'nin bu kaldıracı kullanmayı kabul edip etmemesi, İran krizinin bir sonraki aşamasını Washington'dan gelecek herhangi bir açıklamadan çok daha fazla şekillendirecektir.

Zirvenin kamuoyuna açıklanan bildirgesinin, en sert anlaşmazlıkları örtbas edecek biçimde dikkatle kaleme alınacağı neredeyse kesindir. İşler böyle yürür. Önemli olan odada ne konuşulduğu ve Tahran'ın sonuçtan ne okuduğudur.

Mısır ise iç ekonomik reforma yönelik adımlar atmaya devam ediyor — aile destek fonu için kabine onayı, askeri bağlantılı şirketlerin Mısır Borsası'na kote edilmesi planları — kuzey ve doğudan gelen gürültünün boğduğu türden yapısal bir düzenleme çalışması. Ancak bu adımlar, pek de manşet olmayan biçimlerde bölgesel istikrar açısından önem taşımaktadır.

Önümüzdeki 48 saatte takip ettiğim soru şu: Pekin, Washington'a İran petrolü konusunda somut bir sinyal verir mi; yoksa Xi, Trump'ın ziyaretini diplomatik bir kazanım olarak cebine koyarken en kritik dosya üzerinde hiçbir şey vermez mi?