
Azerbaycan'ın Gürcistan ile yeniden açtığı kara sınırı ve demiryolu bağlantısı lojistikten çok daha fazlası — bu, hiçbir zaman ayrılmış olmaması gereken iki mutfağın bir araya gelmesi.
ℹ️ Tarayıcı tabanlı sesli okuma · yapay zeka stüdyo sesi yakında
Bu hafta muhabir olarak çalıştığım alanda en önemli haber bir restoran açılışı ya da bir şefin manifestosu biçiminde gelmedi, fakat tek bir altyapı başlığında yer aldı: Azerbaycan, Gürcistan ile olan kara sınırını yeniden açıyor ve demiryolu bağlantısını yeniden başlatıyor.
Bunu üç kez okudum. Sonra çayı koyduk ve Tiflis'teki kuzenime telefon ettim.
Sınırlar, çoğu insan için siyasi gerçeklerdir. Lezzet ve fermentasyon döngüleri içinde düşünenler için bunlar başka bir şeydir — kültürün ya geçtiği ya da bekletildiği, geçiş yoludur. Güney Kafkasya'da dünyanın en önemli geçiş noktalarından bazıları bulunmaktadır. Ve bunlar biraz da olsa gevşediğinde, yemek ilk gelen şeydir.
Ne demek istediğimi anlatayım.
Baku ile Tiflis arasındaki koridor tarafsız bir otoyol değildir. Bu, her iki başkent şehrin tanınabilir modern biçimlerinden çok daha eski olan bir mutfak medeniyetinin omuriliğidir. Nar, ceviz, ekşi erik, kurutulmuş meyvelerle pişirilmiş kuzu — Azerbaycan ve Gürcü mutfağında akan lezzet mantığı, kökünde aynı mantıktır. Tamarind ve churchkhela'da, tkemali ve narsharab'da yazılmış, paylaşılan bir dilbilgisi.
Kara geçişler kapandığında ya da zorlaştığında, özgün mutfağı destekleyen gayri resmi ticaret sessizce boğulur. Küçük üreticiler — Ganja'da aile kurutmuş berberi satış yapan kadın, Marneuli'de el presi ile ceviz yağı yapan adam — pazarlarını kaybederler. Ve küçük üreticiler pazarlarını kaybettiğinde, endüstriyel ikameler rafları doldurur. Bir bölgenin tadı düzleşir. Kendisinin taklidi haline gelir.
Bunu izledim. Milano'daki bir Michelin yıldızlı mutfaktan bunu izledim. Orada yıllar harcadım Gürcü ve Azerbaycan'lı malzemeleri Avrupa ince mutfak diliyle tercüme ederken, her zaman bağlı olduğum tedarik zincirlerinin kırılgan olduğunun farkında ve her zaman, güzel ürünün arkasında, bir babanın bahçesinin ya geliştiği ya da yavaş yavaş terk edildiğinin farkında.
Bir sınırı yeniden açmak sadece jeopolitik değildir. Bu, mutfak restitüsyonunun bir eylemidir.
Baku ile Tiflis arasındaki demiryolu özellikle beni fasynade eden şey, ticari dergilerde kimsenin yazmadığı şeyi taşımasıdır: bagajlara gizlenmiş baharatlar, teyzesinin ayva marmeladının kavanozları, yeni bahçede dikmek için getirilen tohumlar. Resmi kargo manifestionları o hattın gerçek yükünü hiçbir zaman yakalamadı. Gerçek yük, transit halindeki bellektir.
Benim büyükannem — ve burada her zaman olması gereken şekilde, burada — her zaman derdi ki, bir ülkenin tarihini tamamen pantasından anlayabilirsiniz. Yeterince kapalı sınırlar yaşamıştı ki, bir pantri siyasi bir belgedir. Muhafaza ettiği kavanozlar, koruduğu şeyler, belirli tatları erişim için gittiği mesafeler — bunlar unutmaya karşı direniş eylemleriydi.
Baku–Tiflis koridoru serbestçe aktığında, her iki tarafın da pantrileri derinleşir. Kakheti'deki Gürcü şarap yapıcıları, kehribar qvevri şaraplarına gerçek takdir duyacak yeni müşteriler bulurlar. Azerbaycan safranı — bununla çalıştığım en aromatik olanlarından bazıları, İran ya da İspanyol muadillerinden biraz daha topraklı, daha resinöz bir karakter taşıyan — Gürcü mutfaklarına daha kolay girerler, pilav ve bayram tatlılarında ait olduğu yerde.
Ve şefler fark ederler. Her iki ülkede yeterince aşçı ile konuşdum, malzeme mevcudiyetinin yaratıcılığa karşı görünmez bir tavan olduğunu biliyorum. O tavanı kaldırın, hatta kısmen, ve mutfak bir sezon içinde değişir.
Ayrıca insanların hareket etmesi meselesi vardır. Mutfak bilgisi, başka herhangi bir kapta seyahat etmeden önce insan varlıklarında seyahat eder. Baku'da kuzenini ziyaret eden bir aşçı, Tiflis'e asitlik ve yağı dengeleyin yöntemi hakkında yeni bir anlayış ile dönmüşse evine döner. Düzenli olarak geçen bir pazar satıcısı, farklı şeyler stoklama başlar. Bunlar dramatik olaylar değildir. Bunlar, yaşayan yemek kültürlerinin hayatta kalmasının yavaş, sıradan mekanizmasıdır.
Henüz bilmediğim şey konusunda dürüst olmak istiyorum. Bu yeniden açılmanın kesin şartlarını bilmiyorum — ne kadar ticaret hacmi bekleniyor, hangi geçişler dahil, sürecin pazar seviyesinde somut değişimlere dönüşmesi ne kadar sürecek. Bu detaylar çok önem taşıyacak. Yalnızca büyük ticari operatörlere fayda sağlayan bir yeniden açılma, gerçekten mutfak mirasını destekleyen küçük ölçekli, gayri resmi değişime izin veren bir şeyden farklıdır.
Bölgedeki endüstri gözlemcileri ve yemek kültürü araştırmacıları, uzun zamandır bu tür koridor değişiklikleri zanaat üreticilerini orant olmayan biçimde — bazen olumlu, bazen olumsuz — nasıl etkilediğini belgelediler. Yakından izleyeceğim.
Kesinlikle söyleyebileceğim şey şudur: bu anın sembolik ağırlığı muazzamdır. Güney Kafkasya, son birkaç on yıl boyunca muazzam kırılmayı — siyasi, etnik, bölgesel — emmişs bir bölgedir. Her yeniden açılma, ancak temkinli olsa da, kırılmaların kalıcı olmadığı, sofranın yeniden kurulabileceği yönünde bir argümandır.
Yemek barış antlaşmalarını beklemez. Onları öngörür. Resmi kapılar açılmadan önce çatlaklardan hareket eder, sadece kalori için değil, sürekliliği için açık olan insanlar tarafından taşınır. Bu sınır yeniden açılması, o açlığa yasal bir yol verir.
Şu anda oturduğum soru, çaydanlık boş, not defteri dolu: o sınırın her iki tarafındaki mutfaklar, birbirlerine neler olduğunu hatırlayacak mı — ve politika yapanlar, onu bulması için onlara yeterince yer verecekler mi?